Okulun alt katında gizli bir kulüp, kırk gün sürecek tuhaf görevler ve insanın kendi iç sesinden kaçamayacağı bir yolculuk!
Arka kapak
Okulun alt katında gizli bir oda olduğunu bilseydin içeri girer miydin?
Peki ya o odada eski bir defter, kocaman bir 40 sayısı ve tuhaf görevler seni bekliyorsa?
Biz girdik.
Hem de hiç hazır değilken!
Önce sadece telefonumuza kaç kere baktığımızı sayacaktık.
Elimiz neden durmadan telefona gidiyor?
Gerçekten bir şey mi kaçırıyoruz, yoksa başka bir şeyden mi kaçıyoruz?
Sonra boşlukla, sessizlikle, sorularla baş başa kalacaktık.
(Tabii ben, beni bir gölge gibi izleyen penguenle de baş başa kaldım...)
Neler olacağını bilmiyorum. Ama bu kırk günün sonunda kendimi biraz daha iyi duyacağımı, içimdeki penguenle biraz daha iyi geçineceğimi hissediyorum.
Ve galiba en zorlu görev, kendimizi keşfetmemiz olacak.
Sence başarabilecek miyiz?
En önemli cümle
“Belki de telefonla doldurmaya çalıştığım şey buydu. Boşluk. Boşluk neydi? Telefonsuz oturmak mı? Yoksa telefonsuz kaldığımda ne yapacağımı bilmemek mi?”
Bu kitap neden önemli
Çocukların ekran, alışkanlık ve “boşluk” duygusuyla kurduğu ilişkiyi didaktikleşmeden, hikâyenin içinden ele alır. Gizemli okul atmosferi ve kulüp yapısıyla merak duygusunu sürekli canlı tutar. İç ses/penguen metaforu sayesinde karakterin duygusal dünyasını özgün ve akılda kalıcbiçimde görünür kılar. Arkadaşlık, güven, kırılganlık, cesaret ve iletişim temalarını güçlü sahnelerle işler. Çocuklara hazır cevap vermek yerine, soru sormanın ve fark etmenin değerini hissettirir.